Arama
Son Yazılar:
- Bağlanmayacaksın!..
- Köklü Değişiklikler
- PHP Dersleri - 1
- PHP ile Programlama..
- Yaşamın son demleri!..
- Yürümek ne büyük bir nimet!
- Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…
- Lütfen Türkçe’nin kullanımına özen gösterelim!..
- Evimdeyim…
- 31 Ekim Cuma, Kader Günü…
Bağlantılar:
- Altın Nesil
- Last Moments Of Love!..
- M.N.A.A.L
- Mce.gen.tr - Mce.gen.tr
- Siber Teknoloji - Siber Teknoloji ve Haber Bloğu
- SMF ve Seo
Yürümek ne büyük bir nimet!
Bu yazı 28 Kasım 2008, 21:24 tarihinde Hakkımda kategorisine yazılmış.
İnsan herşeyin değerini sonradan anlıyor. Sanki başına bir musibetin gelmesini hiç beklemiyormuş gibi yaşar hep. Günlük yaşantısında aklına gelmezken, En ufak bir ölüm korkusunda bile dua ve şükür dilimizden düşmüyor…
Neden şükretmek için hep bir musibetin gelmesini bekleriz başımıza? Hayat insana o kadar tatlı gelir ki, gözlerini kapatıp tadını çıkarmaya çalışırken asıl olanı göremez. Sorun da buradan kaynaklanır zaten. Hayatın akışına kendimizi çok kaptırıyoruz.
Kendimden birşeyler yazmaya başlamadan evvel bir hatırlatma olsun diye yazdım bunları. Aslında hepimizin bildiği fakat hiç birimizin kabul etmediği şeylerdir bunlar.. Şimdi biraz da içimden geçenleri, bu yazıya başlamadan önceki asıl niyet ettiklerimi yazayım…
Bundan yaklaşık 20 gün önce bir ameliyat oldum, burada da belirtmiştim; biliyorsunuz. Allah’a şükrediyorum ki bu ameliyat başımdan geçmiş. Ameliyat sonrasında adeta dünyaya bakış açım değişti. Bir farklı bakar oldum her şeye… Zaten duygusal olan ben, iyice duygusallaştım…
Ameliyat sonrasında zorlu günler geçirdim. Bunlardan en önemli ve duygusal anlamda en kötü günler yürüyemediğim günlerdi. Psikolojim berbat bir durumdaydı. Dizimin sağ ve solundan iki büyük çelik uzanıyordu aşağı doğru. Bacağım oynamasın diye. Ayağımın üzerine basamıyordum, dolayısıyla yürüyemiyordum. Bu dönem içerisinde en ağır olanı ise lavabo konusuydu. Lavaboya gitmek yaklaşık 40 dakikamı alıyordu.
Ameliyat sonrası yatarak geçirdiğim günlerde yardıma muhtaçtım. İnanın bu bir insanın başına gelebilecek en zor durumlardan birisiydi. Doğrulmak için bile birisine ihtiyaç duyuyordum. Şöyle düşünün; yemeğinizi ablanız yediriyor, üstünüzü anneniz değiştiriyor, ayağa kalkmanız için iki kişi kolunuza giriyor ve artık koltuk değnekleri ile başbaşasınız.
Bacağınızı hissediyorsunuz ama kaldıramıyorsunuz. Attığınız her adımda acı çekmek ne kadar zor! “Ya rabbim yürümek ne büyük nimetmiş!” diyerek ağlamaya başlıyorsunuz anneniz ve babanızın yanında.
Acı çektiğiniz için geceleri iğnesiz uyuyamıyorsunuz. Her hareketiniz biraz daha acı çekmeye sebebiyet verebilir diye hareket etmekten korkar bir hale geliyorsunuz.
O günleri yaşamak gerçekten çok zordu. Aklıma geldikçe gözlerim doluyor, kimi zaman tutamıyorum kendimi ve ağlıyorum. Şuanda yürüyebiliyorum. Attığım adımlarda biraz acı çekiyorum ama o da zorunlu olarak kullandığım dizlikten kaynaklanıyor. Bugüne kadar farkedemediğim(iz) en büyük nimetlerden biriymiş yürümek!..
Allah-ı Zülcelal yürümek nimetini kimseden esirgemesin. Amin.
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil…
Bu yazı 11 Kasım 2008, 12:33 tarihinde Last moments of Love!.. kategorisine yazılmış.
Kelimelerin boğaza düğümlendiği anları yaşıyorum şu sıralar… Nasıl anlatayım bilmiyorum, nasıl haykırayım kalbimden gelen çığlıkları, nereye haykırayım ya da ne diye? Haykırsam bir etkisi yok. Söylesem bir tesiri yok. Ama susmaya da gönül razı değil… Ne yapacağımı bilmiyorum, buna nasıl dayanacağımı ise kestiremiyorum.
Nasıl geçiyor zaman bilmiyorum. Kalbimdeki acıyı bastırabilmek için ne yapacağımı bilmiyorum. ‘Al canımı ya Rab’ diye yalvarıyorum rabbime; daha fazla yaşatma bana bu acıyı.
Nasıl geçiyor zaman bilmiyorum. Gözlerimi açıyorum ve resmine bakıyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve gül yüzünü görüyorum. Sabah ezanı yankılanıyor sokaklarda; biraz daha uyuyayım diyorum, çok değil 5 dakika, belki bir rüya daha görürüm; belki bir kez daha seni görürüm. Olmuyor, yapamıyorum ve sensiz bir güne daha başlıyorum.
Nasıl geçiyor zaman bilmiyorum. Arkama dönüp baktığımda kocaman 6 ayın geçtiğini görüyorum, sensiz. Nasıl geçti ki o kadar zaman? Benim tek hatırladığım senin resmine baktığımdı. Geçti mi ki? Geçmedi.. Ben hala 6 ay öncesindeyim. Bu günü yaşamak istemiyorum. Aslına bakarsan ben zaten yaşamıyorum.
Nasıl geçiyor zaman bilmiyorum. Bir iki damla yaş süzülüyor gözlerimden; kalbimin acısından mı yoksa sensiz geçen bir günün daha sonuna geldiğimden mi anlayamıyorum. Kapatıyorum gözlerimi, belki rüyamda seni görürüm diye. Öyle olur da güzel bir gün geçiririm diye umutlanıyorum işte… Sabah ezanının sesi ile doğruluyorum. Bir geceyi daha üşüyerek geçirdim diyorum kendi kendime. Uyudum mu yoksa bütün gece ağladım mı yine diye yastığıma bakıyorum. Sonuca şaşırmadım; yastığım her zaman ki gibi ıslak.
Nasıl geçiyor zaman bilmiyorum. Ama bildiğim birşey var. Al canımı artık Yâ Rab. Daha fazla bu acıyı çekmek istemiyorum.
Lütfen Türkçe’nin kullanımına özen gösterelim!..
Bu yazı 03 Kasım 2008, 15:24 tarihinde Last moments of Love!.. kategorisine yazılmış.
Bilmem hatırlar mısınız? Önceleri çok güzel bir dilimiz vardı… Alfabemizde 29 harf vardı. İnsanların bu Türkçe harfler dışındaki harfleri kullanmadıkları, anlatmak istediklerini tertemiz Türkçe ile anlattığı yıllar vardı… Ama artık o yıllar çok geride kaldı. O güzel Türkçe’mizden eser kalmadı…
“Selam” kelimesinin yerini “slm” aldı. “Tamam” kelimesinin yerini “Ok” aldı. “Çok” kelimesinin yerini “Choq” aldı. İnanın bu son yazdığım kelimeye bakınca utanıyorum. Bu durumun en çok can sıkan yanı da, dilimizi bu hale getirenlerin 13-17 yaş arası genç arkadaşların olması..
MSN Messenger ile iletişimin sağlandığı şu günlerde, insanlar ana dillerinden uzaklaşarak, yozlaşan bir dile doğru hızla ilerliyorlar…
Size şunu söyleyebilirim ki, dilimizin bu denli bozulmasının en büyük sebeplerinden biri de özenticilik. Rap müzik dinleyenler birden bire dillerini bozmaya başlıyorlar. Nedeni ise saçmalıktan ibaret; “Rap tarzı yapıyorum.”
Arkadaşlar, ben de rap ve rock müzik dinleyen bir kişiyim. Lütfen yapmayın!.. Dilinizin yozlaşmasına izin vermeyin. Bu yazıyı yazmamdan bile utanıyorum. “Herkes kendi kapısının önünü süpürse, çevre kirliliği olmaz” diye bir söz var ya, aynen bu konuda da geçerli arkadaşlar. Herkes kendine bir çeki düzen verse, hiç bir sorun kalmaz. Bizler de bu tarz yazılar yazmak zorunda hissetmeyiz kendimizi…
Bu konuda lütfen duyarlı olalım ve lütfen “Dilimize Sahip Çıkalım!..”





